MİLTEGYayınlarTalha Türker'in Deneyimleri
Deneyim Yazısı12 dk

Talha Türker'in Deneyimleri

Yazar: Talha Türker

Öncelikle, 2022 Mayıs ayı gibi oda arkadaşım Yusuf Akpınar ile bir takım kurup CanSat yarışmasına katılmaya karar verdik.

Yarışmaya Kasım ayı gibi başvurduğumuzu hatırlıyorum. O zamanlar 4 elektronikçi ve 1 mekanikçi (ben) idik.

Mekanik ekibin olmayışı beni başlarda ciddi anlamda yoruyordu. Bütün yükün üstümde olduğunu biliyordum. Bir de 3. sınıf olmamdan dolayı derslerimin ağır olması beni ayrıca yoruyordu.

Yusuf bana destek oluyordu ancak kâfi değildi. Ciddi anlamda projenin mekanik meseleleri üzerine ortak kararlar alabileceğim, istişare edip tasarımlar yapabileceğim bir ekibe ihtiyacım vardı. Tasarım yapıyordum lakin yavaş ilerliyordum.

Bir süre böyle devam ettikten sonra birkaç arkadaşla ekip tanıştı. Daha doğrusu belki 5-6’dan fazla arkadaşla görüştük. Ama maalesef uygun kişiler değillerdi ve ekipten ayrılmak zorunda kaldılar.

Bazıları girmeden elendi. Bu işi sağlam dert edinen, bir dava sahibi olan, proje için özverili olmaya hazır bir arkadaşa ihtiyacımız vardı.

Aralık gibi Aslan kardeşim takıma dâhil oldu. Tasarımsal olarak belki bilgisayarda hızlı değildi lakin güzel fikirler üretiyordu. Üretim anlamında tecrübeliydi. Hem İngilizce bilmesi hem de İslamcı bir genç olmasından dolayı baştan beri aklımda olan insandı ama konuşmak için fırsat bulamamıştım. Nihayet bir şekilde denk geldik ve takımla tanıştı. Fikriyatın uyuşması da takıma birisini alırken çok önemliydi; bunu çok kez deneyimledik.

Sonra da Ocak gibi Sercan kardeşim ekibe dâhil oldu. Tasarım konusunda deneyimli, azimli ve çalışkan olması; güzel fikirler üretebilmesi gerçekten elimizi çok hızlandırdı.

PDR sürecinde sıkıntılı anlar yaşadık. Son dakikalara kadar rapor tasarımı üzerine çalışıyorduk. 2024 Ocak ayının sonlarıydı. İlk defa uluslararası yarışmaya katıldığımız için bazı şeylere doğal olarak hâkim değildik. Özellikle bazı İngilizce terimlere. O esnada ben Suudi Arabistan’da umrede olduğum için yazılan rapordaki “spelling” yazım yanlışı hatalarını detaylı bir şekilde kontrol edemedim. Tabii bunda rapor yazımını biraz sona bırakmamızın da çok etkisi var. Çok mühim değilmiş zaten; sunumda hataları toparladık 😊 Çünkü raporda herhangi bir eksik veya yanlış şeyi sunumda düzeltme imkânımız vardı. Bunun için Mr. Ivan’a mail atmıştık.

24 Şubat’ta PDR raporunun sunumu vardı. Ayın 10’u gibi çalışmalara başladık. Herkes kendi okuyacağı yeri yazdıktan sonra başta yazım veya mantık hatası var mı diye göz attık. Sonra günde 1 kez, son 3 gün ise günde en az 2 kez olmak üzere toplantı yapıp prova gerçekleştiriyorduk. Hatta gerçekçi olması için yabancı insanlara, Amerika’dan ve Türkiye’den üniversite hocalarına sunduk. Onlardan geri bildirimler aldık.

Sunum tarihi geldiğinde çok heyecanlıydık ama hazırdık. Sunumumuzu jüriler çok beğendiler ve bizi tebrik ettiler. Sunumu yaptıktan sonra hepimiz ne kadar güzel geçtiğini biliyorduk. PDR bizim için her şeyin anahtarıydı. Eğer bu kısmı geçersek yarışmaya katılmaya hak kazanacaktık. 20 uluslararası takım içerisinde olacaktık ve bu takımlar da kendi ülkelerinin en iyileriydi. Öyle de oldu. 10 Mart’ta sonuçlar açıklandı ve davet mektubumuz mail yoluyla bize iletildi. Elhamdülillah, sıkı çalışmalarımızın ilk meyvelerini aldık.

Geçip geçmeyeceğimizi bilmiyorduk. Buna rağmen çok çalıştık ve oldu.

Artık işler ciddileşmeye başladı. Sıradaki hedefimiz vizelerimizi almaktı. Bunun için acele etmemiz gerektiğini biliyorduk. Çünkü okulumuzda St Focount adlı roket ve uydu takımının finale kalmasına rağmen vize randevusu alamadıkları için ABD’ye gidemediklerini duymuştuk.

Daha önceden ABD’ye araştırma görevlisi olarak ve çeşitli konferanslar için gitmiş bir hocamız olan Mahmud Tokur, bizim hızlı bir şekilde vize randevusu almamız konusunda ihtarlarda bulundu. Öbür türlü yarışmada finalist olsak dahi gidemeyebileceğimizi söyledi ki haklıydı da.

Biz de bunları duyduktan sonra 4 kemik kadro olarak (ben, Furkan, Yusuf, Musab) PDR’daki sonuca bakmaksızın vize randevularımızı önceden aynı tarihe ayarlamıştık. 24 Mart’ta Ankara’da vize görüşmesine girdik ve çok şükür aldık.

İşler ciddileşti dedim ya, elbette artık yavaştan üretime başlamamız gerekiyordu. Tabii bunun için de sponsorluk görüşmeleri olmazsa olmazdı. Üretim için kompozit üreten bir atölye olup olmadığını Sedat Hocaya sordum. Tam da adamına sormuştum. Yakın bir dostunun numarasını verdi ve bu sayede Zenginler İmalat ile iletişime geçtik. Kompozit üretiminin tamamını bu fabrikada gerçekleştirdik.

Uçak biletleri ve gezi masrafları için de bir yer bulmamız gerekiyordu. Bunun için de hocamızın daha önceden proje vasıtasıyla tanıştığı Mustafa Bey ile görüştük ve projemizden, davamızdan, amacımızdan bahsettik. O da bizi çok güzel karşıladı, ağırladı ve sevdi. Bütün uçak masraflarımızı karşılamaya karar verdi. Allah razı olsun.

Bu esnada bir yandan 10 Nisan’daki CDR raporu için kaynak taramalarına başladık, bir yandan da üretim için hızlanmaya başladık.

28 Nisan’da CDR sunumunu da yaptıktan sonra artık önümüzde çevresel testler vardı. 26 Mayıs son tarihti.

Bunun için de üretimin artık sonlanması, elimizde test için kullanabileceğimiz prototip ürünlerin olması gerekiyordu. Bu anlar biraz stresli ve yorucuydu çünkü yetiştiremezsek testler kısmından puan alamazdık. Ne pahasına olursa olsun testleri yapmalıydık. Bunun için yine Mahmud Hoca ile irtibat kurduk ve yardımını aldık. Bize SARGEM laboratuvarının kartını verdi ve akşamdan sabaha kadar testleri bitirebilmemiz için bize imkân tanıdı. Allah razı olsun. Hepimiz felaket yorulmuştuk. Aslan da bu esnada Kuveyt’te vize görüşmesindeydi. Önceden ret aldığı için başka ülkeden başvurma kararı aldı. Ben de testleri yaparken Aslan ile görüntülü konuşarak vize görüşmesi için ona tavsiyeler vermeye çalışıyordum. Ama maalesef buradan da ret geldi.

Testler bittikten sonra biraz rahatladık ama sorunlar tamamen çözülmüş değildi. Çünkü elektronikte ciddi problemler vardı. Elektronikçiler, özellikle Furkan ne kadar uğraşırsa uğraşsın PCB bir türlü çalışmıyordu. Ne kadar emek verdiğini çok iyi biliyorum lakin çalışmaması gerçekten üzücüydü. Biz de buna alternatif olarak PCB’den vazgeçip devreyi havada kurduk ve işe yaradı. Dezavantajı ise kablo karmaşası yaşamamızdı. PCB’den hemen vazgeçmedik ama Teensy de, yani uydunun bilgisayarı da çalışmadığı için ESP’ye geçme kararı aldık.

Artık Amerika’ya gitmemize 10-12 gün kalmıştı.

28 Mayıs’ta seçimler için memlekete gittik. Ailelerimizle vedalaştık ve çalışmalara son sürat devam ettik. Mekanik üretim çoktan bitmişti; artık yarışmaya gidecek yedek parçaları üretiyorduk.

Elektronikte, haberleşmede ve donanımda zaman zaman problem çıkıyordu. Bu sebeple istediğimiz zaman ayrılmayı test edemiyorduk. Ne zaman mekanik ile elektroniği birleştirip test etmeye kalksak bir problem, donanımsal bir problem çıkıyordu. Bilmiyorum, elektronikçilerin dediğine göre donanımsaldı. Bu bazen can sıkıcı oluyordu.

Yeterince test edemeden eşyaları toplayıp Amerika’ya doğru yola çıktık. Oraya vardıktan sonra otel odasının bir tanesini atölyeye çevirdik ve bütün sistem entegrasyon testlerini yaptık. Ayrılma ve drop testi ağırlıklı çalıştık.

Bu zamanlar gerçekten stresli, can sıkıcı ve herkesin ciddi anlamda gergin olduğu zamanlardı. Çünkü doğru dürüst uyumuyorduk. Özellikle elektronikçiler lehimleme ve montaj işlerini yetiştirmeye çalışıyorlardı. Ben de Sercan’la ayrılma sisteminin doğru çalışıp çalışmadığı, kapakların tam kapanması ve dişlilerin denk gelmesi üzerine çalışıyorduk. Aynı zamanda gereken, sıfırdan yapılması gereken layer’ları, yani aviyoniklerin üzerine koyduğumuz katmanları yapıyorduk. Ben tamamen sabahlamamaya dikkat ediyordum. Sercan’la nöbetleşe çalışıyorduk.

Odada deneme yaparken konteyner ve probe dişlileri kapanmıyordu. Türkiye’deyken kapanan ve çalışan mekanizma, Amerika’da otel odasında çalışmıyordu. Bu sorunu gördükten sonra hocamızın şu dedikleri aklımdan çıkmıyor:

“Eğer yarışma esnasında bir problem olacaksa mekanikten olacak, bunu öngörüyorum.” demişti 😊

Ama Allah’a şükür olmadı çünkü ben ve ekibim mekanik bir sorun çıkmaması adına ciddi anlamda çok çalışmıştık. Burada bir problemden dolayı ayrılma olmasaydı veya heat shield, paraşüt vs. açılmasaydı, bu üzücü olurdu.

FRR (Flight Readiness Review) öncesi akşamı konteyner dişlilerinden bir tanesinde problem vardı. Ne yaparsak yapalım, probe ile beraber içerisinde tam uyuşmuyor, konteyner kapakları tam kapanmıyordu. Neyse ki problemi konteynerdeki bir dişliyi çıkarmakta buldum. Öyle denedik ve servo motor tam oturdu, daha rahat döndü.

FRR günü düşürme ve ayrılma test edildi. Hepsinden geçtik. Veri almada da hiçbir problem yaşamadık, ta ki fırlatmaya kadar. :( Neyse, FRR günü eksik bir dosyamız varmış. Bunun detayını jüriden öğrenip hemen arkadaşlara ilettim. Onlar da hemen hazırlayıp kütüphaneden çıktı aldılar. Uydunun üzerine ekip numarası ve ismini içeren bir etiket yapıştırmamız veya bunları yazmamız isteniyormuş. Bunu da siyah marker ile hallettik. Aynı zamanda buzzer’ın ötmesi gerekiyormuş, bunu da hallettikten sonra 100 puanımızı aldık.

Ertesi gün uçuş vardı. Sahaya biraz geç gittik çünkü son kontrollerimizi yapıyorduk. Check-in yerine geldik. Ağırlık hesabı yaptılar. Ivan, mailde 800-900 gr’ın uygun olduğunu söylediği için içimizde biraz rahattık. Normalde mission guide’da olması gereken ağırlık 700 gr’dı ama biz ağırlıktan ödün vereceğimizi baştan beri kabullenmiştik. Son 5 dakika kala check-in’e geldik ve oradaki jüri tarttı; 843 gr civarı geldi.

Bu ağırlıkla uyduyu fırlatamayacağını söyledi. Biz hemen panikledik. Çünkü böyle bir şey beklemiyorduk; en kötü puan düşer diye tahmin etmiştik. Ki öyle de olması gerekiyormuş zaten.

Furkan’ın hemen aklına Ivan reisin ağırlıkla alakalı attığı, 900 grama kadar olabileceğini ama puan kırılacağını ifade eden mail geldi.

Bunu hemen oradaki jürilere söyledim. Onlar da detaylara hâkim olmadıkları için başta karıştırdılar 😊

Sonra Ivan’ı çağırıp konuştuktan sonra bize hak verdiler ve uydumuzu teslim aldılar. Ama mail olayını söyleyene kadar Sercan’la benim, en çok da Sercan’ın uğraştığı o kompleks teleskopik anteni sökmüştük. Ağırlık için gözden çıkarmıştık. Bu gerçekten koydu.

Fırlatma saat 2.30’daydı sanırım.

Sonuca gelelim:

SD kart verileri kaydetmemişti, aynı zamanda yer istasyonu haberleşmesi de sağlamıyordu. Bayağı üzücü bir durumdu. Tek sevindiğimiz nokta, uydunun içindeki faydalı yükün konteynerden ayrılmış olması ve paraşüt ile yumuşak bir iniş yapmasıydı. En azından sorun mekanik kaynaklı değildi ve bu beni bir yandan mutlu etti, bir yandan üzdü. Çünkü 1 sene boyunca çalıştığımız uydu, bir SD kart zımbırtısı yüzünden veri almamıştı ve anten haberleşmiyordu.

Uğur Hoca da hayal kırıklığına uğradı ve aldığımız sonucun verdiğimiz emeklere karşılık gelmediğini söyledi.

Bu şekilde yarışma sonlandı ve sahadan ayrıldık. Ertesi gün Post Flight Review, yani uçuş sonrası raporu vardı. Aldığımız verileri ertesi gün sunuma koymalıydık; neyin çalışıp neyin çalışmadığını, ne dersler çıkardığımızı sunmalıydık. Ancak elimizde maalesef veri yoktu. Üstten bir sunum hazırlayıp prova yaptık ve ertesi gün sunduk.

Jüriler karşısında biraz suçlu psikolojisi vardı, bilmiyorum. Çok güzel geçmedi. Daha çok başarılı olduğumuz noktalara değindik ama başarısızlıklarımızı, nedenlerini de analiz etmemizi istiyorlardı. Çok mantıklı. İyi bir mühendis iyi analiz yapabilmeliydi ve bize bunu öğretiyorlardı.

Öğrettikleri sadece bu değildi. Kısıtlı imkânlarla ABD gibi pahalı ve uzak bir ülkeye gelip dünyanın en iyi takımları ile yarışmamızı istiyorlardı. Bunlar gerçekten herkesin sabredip azmederek başarabileceği şeyler değil. Bu sebeple takımımla gurur duyuyorum. Buralara kadar gitmek de bir başarıydı.

Sonrasında jüri üyelerinden biri bize bu yarışma için ciddi bir zaman ve emek sarf ettiğimizi, bu yüzden neyi doğru yapıp neyi yanlış yaptığımızı iyi analiz etmemiz gerektiğini söyledi. Biz de teşekkür edip çıktık.

Yeterince yorulduk hepimiz. Aramızda artık mezunlar var, çoğumuz da bir seneye mezun olacak inşallah. O yüzden derslerimize odaklanıp okul hayatını artık bitirmek istiyoruz. Artık yeni arkadaşların bu tecrübeleri yaşamasını, tatmasını istiyoruz. Bu süreçte onların nelere dikkat etmesi gerektiği çok önemli. O yüzden bu tecrübe yazılarını kaleme alıyoruz. Umarım faydalı olur.

Bu işin hikâye kısmıydı, daha çok bir anı yazısı gibiydi. Dolayısıyla sonraki arkadaşların naçizane tecrübelerimden daha rahat yararlanabilmeleri için madde madde tavsiyelerimi yazacağım. Bu sebeple hikâye kısmında teknik detaylara yer vermedim. Tavsiye yazımda ise hem takım içinde olması gereken davranış ve usuller üzerine hem de birkaç teknik konu üzerine bilgiler verilecektir. Önemli gördüklerim kalın fontla yazılmıştır.

Sonradan gelen ekip arkadaşlarımızla yaptığımız istişareler sonucunda TEKNOFEST yarışmasına katılmanın çok daha avantajlı olduğunun farkına vardık. Çünkü CanSat gerçekten çok maliyetli bir yarışma ve hiçbir şekilde konaklama, yeme içme, ulaşım anlamında yardımcı olmuyorlar. Her şeyi siz karşılamak zorundasınız. Ancak TEKNOFEST öyle değil. Eğer finalist olmaya hak kazanırsanız her türlü ihtiyacınız yarışma tarafından karşılanıyor. İkramlar ve yemekler de gerçekten mükemmeldi. Üstelik çanta, tişört, termos, powerbank gibi hediyeler vermişlerdi. 2024’te takım arkadaşlarımla sahada beraberdik. Bunları kendim deneyimlediğim için söylüyorum. Gerçekten çok ilgililerdi.

Hatta bir arkadaşımın şöyle dediğini hatırlıyorum: “CanSat için verilecek bir parayla 5 tane TEKNOFEST yarışması yapılır.” Gerçekten de öyle. TEKNOFEST aynı zamanda ilk üçe para ödülü verirken CanSat onu bile vermeyip bir tek bir-iki katılım belgesi ile olayı kapatmıştı.